Mehter marşı


Artık pencereyi açınca tüylerimi ürperten, serince bir hava geliyor içeri. Avrupa’nın sıcaklardan kavrulduğu, İsveç’te otların sarardığı, inekler susuz kalmasın diye meralara helikopterle su taşındığı bir yazı Münih’te, karnı burnunda iken yaşamak da kısmetmiş. Sahi kim söylemişti o meşhur sözü? “Hayat, sen planlar yaparken başına gelenlerdir.”


Tam karşımızdaki binadaki komşu, bazı akşamlar oturup piyanosunun başına güzel melodiler çalıyor. Bizim Fransız lokantasından gelen seslerin ve oğlanın şişme yatağının izin verdiği kadarıyla dinliyorum piyanoyu. Münih’te bir ayı devirmişken, aklım bir geri bir ileri gidip geliyor aslında. Hep bir kıyaslama, değerlendirme hali… Önceden böyleydi, şimdi böyle. Türkiye’de şu şöyle oluyordu, burda ise böyle. Bu düşünme tarzı mehter marşı gibi geliyor bana. Yani gördüğün yeni bir şey karşısında en az iki kere onun önceden bildiğin bir muadilini düşünüyorsun. Bir ileri, iki geri… Özetle zihnimin içinde mehter marşı çalarken, pür dikkat piyanonun klasik melodilerine veriyorum kendimi. “Bizim orda olsa, Angara havası çalardı” cümlesi alt yazı olarak geçiyor arka planda.  

Bu bir ileri iki geri hal, bu mehter marşı ile ilerleme hali, zihnimizin bunca senedir edindiği alışkanlıkların bir yansımasıdır belki. Elastikliğini kaybetmiş bir beynin, artık tohuma kaçmış bünyenin adaptasyon için uydurduğu bir çabadır. Hızlı ve yavaş düşünme kitabında yazarın anlattığı gibi temelleri vardır. Boşuna değildir yani. Hatırlamak, bazı pratik, bazı melankolik... Öte yandan, zihnin henüz yaşlanmamışsa hatırlıyorsun. Sonrası unutulmuş anılar koleksiyonunda kapalı kapılar ardında değerli bi parça. Demem o ki, Cahit Sıtkı’nın yolun yarısı diye tanımladığı yerde, göç gibi bir karar alınca, durmuyorsun, düşünüyorsun, hatırlıyorsun, kıyaslıyorsun... Her şeye sil baştan başlama hissini de düşününce, az yük değil. Taşıyıp gidiyorsun.

Comments

Popular posts from this blog

Almanya okul izlenimleri (erken dönem)

Schuluntersuchung