Emek

Bu aralar kulağımı tırmalayan bir söz kalıbı "emeğine sağlık". Yahu emeğe sağlık olmaz. Olsa olsa "eline sağlık" olur. "Emeklerin için teşekkür ederim" olur. Ama en önemlisi "emeğe saygı" olsa ne güzel olur. 

Bak şimdi, üç vakte kadar yapraklar dökülecek. Dalların arasında kurulu kuş yuvaları öyle tentesiz kalıverecek. O yuvalar ki, her bir dalı oraya taşıyan kuşun, o dalları büyüten ağacın emeği. 

Ne bileyim, yürüdüğün asfalta bak. Senelerdir üst üste dökülmüş. Yağmurda sökülmüş, karda çatlamış, güneşte erimiş asfalt; yol işçisinin, kamyoncunun, taş ocağı işçisinin emeği. 

Masada burun kıvırdığın yemek mesela... O sebzeyi yetiştiren çiftçinin, o hayvanı besleyen, büyüten hayvancının emeği. Pişiren, annenin babanın, nenenin, dedenin, arkadaşının, sevdiğinin emeği. 

İnsan dediğin safi emek. Safi... Baktığından, duyduğuna, gördüğüne, elini değdiği, yediği, içtiği ne varsa... Baştan aşağı arı, duru, saf bir emek. 

Böyle bakıyorum bazen hayata. Çok sevdiğim kahvemi yudumlarken, çekirdeğe verilen, çoğu gün sömürü içinden çıkıp, avucumun içine gelmiş bir emek içiyorum. Parası, pulu şöyle dursun, bir somun ekmek, tohumudan kursağıma gelinceye dek emek. Her gün o emeği, dilim dilim yiyorum. Masamda serili dantel örtü. Annemin emeği, ilmek ilmek... 

Gel gör ki, para denen mevzu emekle aramızdaki mesafeyi arttırıyor. Nesne de, insan da, emek olmaktan çıkıp, satın alınabilirliğe bürünüyor. Ekmek almak için verdiği parayı küçümseyen adamcık, soruyor yeri geldikçe: "kaç paralık adamsın?" 

Kaç paralık? Bilmem... Kuşun yaptığı yuvaya taşıdığı her bir dal kaç paralık? Peki ya gagasından düşen dalı alıp, tekrar yuvaya taşıması? Bi hayat gailesi içinde komşunun her sabah kızarttığı halka tatlılar kaç para? Senfoni orkestrasında çalan arkadaşımın kemanında bastığı her bir nota, o telden o notayı çalmaya varan süreçte harcadığı her bir saat kaç para? Metroda yanıma oturan siyahi kız çocuğunun saçındaki her bir örgü kaç para? Dilini bilmediğim bu insanlar kaç para? Bu yağmur, bu güneş, bu karnımda taşıdığım çocuk, bu aldığım nefes kaç para? 

Sorular sordukça zorlaşacak. Zira beyhude bir çaba bu. Dolaylı, yapmacık, sevimsiz, uzak... Insanı kendinden uzağa götüren, kirli, kibirli bir yol. Uyuduğun uykuyu öğrenmek için bile emek sarf ettiğini, yerine göre sevdiklerimnin emeğini harcadığını hatırlamak gerek, gözünü her kırptığında. Karşında duran, iş arkadaşın, sevgilin, yakının ya da kırk kat yabancı... Ne fark eder? Aynı ekmek yediğin, aynı emek meylettiğin. 

Bu emeği unutmak, bu saygıdan uzağa düşmek, kirletiyor ve yoruyor ruhlarımızı. Verdiğimiz emeği sevdikçe, verilen emeği gördükçe arınacağız. İşte o zaman, ulu ağaçların dallarına yuva yapan kuşlar, şarkılarını bizim için de söyleyecek. 

Comments

Popular posts from this blog

Almanya okul izlenimleri (erken dönem)

Schuluntersuchung

Mehter marşı